Suriye’de çözüm mü çözümsüzlük mü?


Suriye’de siyasi ve askeri hava yeniden ısınmaya başladı. Uluslararası alanda Rusya ile ABD, bölgesel alanda TC ile İran arasındaki uzlaşı, çelişki ve çatışmalar gün geçtikçe yeni boyutlar kazanıyor. Kürtler ve Kuzey-doğu Suriye tüm bu güçlerin uzlaşı ve çelişkilerinin tam ortasında yer alıyor.
İdlib meselesinde tek başına kalan ve bir anda NATO ile karşı karşıya gelen Rusya, TC ile geçici olarak anlaştı ve İdlib krizinin çözümünü erteledi. Karşılığında TC üzerinden Minbic’i gündemleştirmeye başladı.
Minbic konusunda hevesli olan TC, pazarlıklar sonucunda ABD ile ortak askeri devriyelere başladı. Böylece Efrîn işgalinde Fırat’ın batısıyla ilgili olmadığını ileri süren ABD, Cerablus hattına da açılarak askeri varlığını resmileştirdi. Böylece Fırat’ın batısında alan kazanarak TC üzerinden İdlib’e kadar uzayan hatta etkinlik kazanmaya başladı.
Bu durumda hareket alanı daralan Rusya, ABD’yi sıkıştırmak için yine TC üzerinden Fırat’ın doğusunu gündeme getirdi.
Bunu yaparken de iki konuya odaklandı. Öncelikle Derazor’daki petrolden pay almayı ve TC’yi sopa olarak kullanıp Kürtleri rejimle daha alt düzeyde taleplerle uzlaştırmayı hedefledi. TC’nin son saldırılarında Rusya’nın kışkırtıcı açıklamaları ve ABD öncülüğündeki Koalisyon güçlerinin halen net bir tavır sergilemeyişleri taraflar arasında zımni bir uzlaşmaya işaret ediyor.
Siyasi gözlemciler Rusya ile ABD’nin Suriye konusunda kaba hatlarıyla anlaştığını, bölgenin siyasi haritasını çizdiğini ve her ikisinin de Akdeniz’e açılacak kanallar oluşturduğunu, bunu önümüzdeki bir kaç yıl içinde resmileştirmeye çalıştıklarını ifade ediyor.
Rusya M4 ve M5 yollarını güvenceye aldı, ABD ise, Minbic-Cerablus üzerinden İdlib’e ulaşmayı başardı.
Yeni anayasa üzerindeki çalışmalar bu temelde gündeme gelirken güçlerin İran’ı büyük oranda sürecin dışında tutmaya gayret ettiği görülüyor. ABD’nin yeni ekonomik yaptırımları ile birlikte İran bölgede tamamen etkisiz kılınmaya, saha dışına itilmeye çalışılıyor. İran karşıtı bloka TC de dahil edilmek isteniyor. Bu nedenle İran’a karşı ekonomik yaptırımlardan muaf tutuluyor.
8 yıldır Suriye’de çete gruplarına bel bağlayan ve neticede eli boş kalan TC, bunu kendine fırsat bildi. İran’dan geriye kalan boşluğu her iki süper güce karşı şantaja dönüştürerek Suriye sahasında kendine ve güdümündeki çetelere alan kazanmaya çalışıyor.
ABD’nin yaptırımlardan muaf tutulan ve kendisine alan açıldığını gören TC, Rusya’nın doğrudan desteği ve teşvikiyle Fırat’ın batısına saldırmaya başladı.
Saldırıların asıl hedefi kuşku yok ki Kürtlerin öncülüğünde halkların bu bölgede kazandığı haklar ve inşa ettikleri demokratik sistemdir, onun bölgesel çapta yaratacağı etkidir.
Suriye’de çözüm projesine sahip tek güç, Kürtler ve birlikte yeni yaşamı ördüğü halklardır. DAİŞ ve diğer çete gruplarına karşı savaşta kazandığı başarıyla Suriye’nin yüzde 35’lik bölümünü elinde bulunduruyor. En önemli su ve enerji kaynaklarını elinde bulunduruyor. Dolayısıyla Suriye’nin geleceğinde herkesten çok söz hakkına sahip bir güç konumundadır ve rejimle bu temelde diyalog geliştirmekten, soruna çözüm bulmaktan yanadır.
Oysa TC’nin beslediği çeteler bugün artık son durak olarak Rusya’nın icazetiyle İdlib’de sıkışmıştır ve hiçbir etkinliği, hak talep edecek gücü, iradesi kalmamıştır.
Suriye’de siyasi çözüm istemeyen Türk devleti, yeni anayasa öncesi Kürtlerin Suriye rejimiyle diyalogunu nedense kendisi için tehdit olarak görmekte, diyalogun kesilmesi için Rusya üzerinden rejime baskı yapmakta, buna karşılık Rusya’ya hatırı sayılır tavizler vermektedir. Cerablus’tan İdlib’e kadar Efrîn’î de içine alan hatta işgalci güç olan TC, bu bölgeyi çeteler için sığınak haline getirmeye, rejim ve Rusya ile pazarlık yaparak buna anayasal güvence sağlamaya çalışmaktadır. Bir yandan çözümsüzlüğü uzatıp diğer yandan Kürtlerin öncülük ettiği özgürlük güçlerine darbe vurmak için fırsat kollamaktadır.
Bu amaçla Kobanê direnişinin zafere ulaşmasından sonra Cerablus’a kaçan DAİŞ çetebaşlarını şimdi MİT Antep’te yeniden örgütlemeye başlamış, Fırat’ın doğusuna yönelik saldırılarında maşa olarak kullanmayı planladığı bu çetelerin yanı sıra içerde de demokratik özerk yönetimlerde yer alan Arap aşiret reislerine dönük suikastler organize etmektedir.
Kendi içinde Kürde “ölümlerden ölüm beğendirmeye” çalışan Türk devleti, Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’de Kürtlerin siyasi statü kazanmaması, Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmaması için herşeyini satmayı, her türlü insanlık dışı yöntemleri devreye koymayı göze alan bir çılgınlık içine girmiştir.
Her geçen saat daha karmaşık hale gelen Suriye denkleminde Kürtler her ihtimali değerlendiriyor, her türlü tedbiri alarak mevzilerini güçlendiriyor, siyasi perspektifini halkların özgür geleceği için gün geçtikçe derinleştirerek ve dikkatle yol almaya devam ediyor.

Yorumlar