Öncelikli görevimiz direnişi toplumsallaştırmak


HDP önceki dönem Eş Başkanı tutsak Figen Yüksekdağ, yeni dönemin öncelikli görevini ‘direnişin toplumsallaştırılması’ olarak ifade etti. Yüksekdağ, HDP’nin misyon, politika ve taktiklerinde direniş odaklarının olması ve odakları harekete geçirmek üzere kurulması gerektiğini söyledi.
Türkiye’de sosyalist mücadelenin önemli temsilcilerinden HDP’nin önceki dönem eş başkanı Figen Yüksekdağ, siyasi darbe olarak Türkiye tarihine geçen 4 Kasım 2016 tarihinden bu yana Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’nde Kürt kadın siyasetçiler Aysel Tuğluk ve Sebahat Tuncel ile birlikte kalıyor. Yüksekdağ, cezaevindeki 704 günü, seçilmişlere yönelik operasyonlara ve yargılama süreçlerine dair Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.
Muhalefeti etkili kılamadık
İki yıl önce HDP’li seçilmişlerin tutuklanması sürecini değerlendiren Yüksekdağ, daha önce yerel yöneticilerin tutuklanmasına güçlü politik yanıt ve kitlesel sahiplenici tepkiler verilmemesinin vekilleri tutuklama konusunda iktidarı cesaretlendirdiğini, akabinde inkar, imha, savaş konsepti ve adım adım hazırlanan darbe ve OHAL düzeneğinin devreye konulduğunu hatırlattı. Bütün bunlar karşısında güçlü, birleşik anti faşist muhalefeti etkili kılamamalarının, iktidarın saldırgan tavrının dizginlenmesi olanağını da zayıflattığını belirten Yüksekdağ, AKP/MHP iktidarının halk direniş çizgisini kırıp, muhalefeti ve direniş dinamiklerini bölme, dağıtma, güçten düşürme politikası izlediğini kaydetti.
Süreci bilince çıkarmak önemli
HDP olarak iki yıl öncesine kadar sokağı, demokratik direnişi, halkın ve halkların hareketinin bağrında olmayı esas alan bir politik çizgiyi izlediklerini, ancak var olan mücadele dinamikleri ve potansiyelini tarihsel olarak yeni bir düzeye taşıyamadıklarını kaydetti. Yüksekdağ, “Önemli olan 2016 Kasım’ına nasıl gelindiğini bildiğimiz ve hatırladığımız kadar nereye nasıl gideceğimizi de bilmek ve bilince çıkarmaktır” dedi.
Kendilerini tutuklama emri veren iktidarın, vekillerde ve halkta şok etkisi yaratmak ve bunu ölümcül darbe etkisine dönüştürmek gibi amaçlarının olduğunu kaydeden Yüksekdağ, iki yıldır bu amaçlarına ulaşamadığını vurguladı.
Sol damar radikal mücadelede lokomotif rolü oynamalı
Yüksekdağ, hem kendisine yönelik özgün yaklaşımların hem de kadın vekillerin tutuklanmasının, kadın iradesi ve gelişiminin özel olarak hedeflenmesinden kaynaklandığını söyledi ve şunları belirtti: “Şahsıma yönelen tutsak etme, linç etme politikası, içerisinden geldiğim devrimci sosyalist hareketin Türkiye ve Batı merkezli gelişme kanalına da açık ve şiddetli bir müdahaleydi elbette. Aynı zamanda bu tarihsel kanaldan beslenen ve gelişen siyaset tarzına saldırarak, onu kendi sınırlarına çekilmeye zorlama operasyonuydu. Benim yaşadığım kişisel deneyim üzerinden, malum operasyon başarıya ulaşmadı tabii. Ama herkes de bilir ki, bu kişisel bir mesele değil. Asıl mesele iki yıl boyunca ve bundan sonra bu çizgiyi ve siyaset tarzını nasıl koruyup, geliştirebildiğimizdir. Geçen sürece baktığımızda Batı’nın sosyalist çizgisini, Kürtlerden ve HDP’den tecrit etmeyi başaramadıkları gibi kapsam itibariyle daha geniş düzeyde birleşme, ortaklaşma hattı tutturulduğunu rahatça söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra niteliğin güçlendirilmesine HDP’nin sol damarının radikal demokrasi mücadelesinin geliştirilmesinde bir lokomotif rolü oynaması gerekiyor.”
Kürt ile birlikte Kürt olmaktan korkmamalı
Yüksekdağ, sosyalistler için şu çağrıyı yaptı: “Türkiyeli sosyalistlerin Kürt ile birlikte Kürt olmaktan korkmaması gerektiğini söylemeliyim. Çünkü asıl hepimize düşman olan bu siyasi iktidar Kürt ile Kürt olandan korkuyor. Geniş muhalefet alanında ya da HDP’de var olan hiçbir çizgi dümdüz kendi doğrultusunda gidemez. Türkiye sosyalist hareketini Kürt özgürlük hareketinden, Kürt hareketini Türkiye’nin bütünlüklü emek, özgürlük ekseninden koparma, bizleri yoldaşlık yerine hep ayrı kompartımanlarda yolculuk etmeye zorlama yaklaşımlarına taviz vermeden, memleketin ihtiyaç duyduğu asıl siyasi merkez inşa edilebilir.”
Kadınların duruşu güçlü ama…
Figen Yüksekdağ, darbe koşullarının hakim olduğu bir dönemde tüm irade kırma, teslim alma saldırılarına rağmen kadınların güçlü duruş sergilediğini belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bizlerin hedef haline getirilmesi, ibreti alem olsun diye eril faşist iktidar intikam saldırılarıyla karşı karşıya bırakılması istenen sonuca götürmedi. Zira belli bir kadın kesiminde korku, tereddüt, geri çekilme yaratılmak istenmesine rağmen beklenen düzeyde olmadı. Aksine bana ve tüm tutuklu seçilmiş kadınlara yönelik zincirinden boşalmış tüm saldırılara, sonuçlarına ve yarattığı izlenime bakacak olursak, kadınlar tarafından özel bir cesaret ve direnç de örgütlendi. Bu süreçte kadınlara yaptığımız mücadele çağrıları karşılıksız kalmadı. Seçilmiş kadın temsilcilerinin, binlerce partili kadının hapse atıldığı, siyasi yasaklı hale getirildiği koşullarda, birçok kadın yoldaşımız mevzileri doldurmak için sorumluluk üstlendi. Kibir ve küstahlıktan gözü kör olmuş siyasi iktidar, ister kavga, isterse de görev karşısında kadınları korkutup, kaçıramayacağını, iradesini dağıtamayacağını mecburen gördü. Ama kafasında bilincin ışığı, yüreğinde haklılığın ferahlığı olan kadınların yapabileceğinin en iyisi bu değil. Bu nedenle özgün bir dönemde var olan kadın duruşunun gelişebileceğini, gelişmesi gerektiğini düşünüyorum.”
Tutarlı muhalefet radikal demokrasi mücadelesi
Figen Yüksekdağ, ‘yeni bir sistem’, ‘yeni bir cumhuriyet’ olarak lanse edilen başkanlık sisteminin, toplumun yarıdan fazlasının rızasını almayan, zora dayanan, faşizmi, savaşı, ekonomik, siyasi krizi, adaletsizliği her aşamada yeniden üreten bir güç odağı olduğunu belirtti, ‘keskin ama kırılgan’ olduğunun da altını çizdi.
Yüksekdağ son olarak Türkiye’nin içinde bulunduğu ve her geçen gün daha da kötüye giden siyasi atmosferden çıkış yolu nasıl örüleceğine dair görüşlerini ifade etti: “Kurtuluşun birinci şartı, başkaları tarafından kurtarılmayı beklememek. Sırça sarayın kendiliğinden kırılacağını, yıkılacağını ummamak. Saray camdan olabilir ama vurmadan da kırılmaz. Bu dönemde devrimci, demokratik mücadele dinamiklerinin egemen siyasetten bağımsız ve birleşik alternatif hat oluşturması önemli. Bu hattın emek, özgürlük, demokrasi mücadelesinin öz dinamiklerini ayağa kaldırması ve özgüce dayalı bir hareketi merkeze alması gerekiyor. HDP açısından da bu dönem öz gücüne güvenerek alternatif ama kapsayıcı başat politik merkez olarak aktif müdahale sorumluluğu vardır. Tutarlı muhalefetin ve radikal demokrasi mücadelesinin geliştirilmesi, Türkiye’nin tek çıkış yoludur. Bunu başarabilecek olan HDP’dir.
Dönemin ağırlığı ve HDP’nin taşımış olduğu misyon, politikanın direniş odaklı olmasını, taktiğin de direniş olanaklarını ve odaklarını harekete geçirmek üzere kurulmasını gerektiriyor. Öncelikli görevimiz direnişin toplumsallaştırılması sağlayacak politika ve taktikleri esas almalıyız. Bu durumda temel örgütlenme ve çalışma alanımızda halklarımızın bağrıdır, onun yaşam ve üretim mücadelesinin merkezidir.
Önümüzdeki yerel seçimlerde ise, nasıl 24 Haziran’da HDP’li vekillerin tutuklanmalarına, tasfiye ve baraj altı bırakma operasyonuna yanıt verildiyse belediyelere kayyum atama ve halkın iradesini hiçe sayma saldırısına da yanıt verilmelidir. Bu sürece halkın, yerel iradenin 2019 seçimlerine etkin bir şekilde katılması çok önemli. Her yer güçlü bir taban hareketi ve taban uyanışına sahne olmalıdır.”
HABER MERKEZİ

Direnmenin ve özgür olmanın sayısız biçimi var

Figen Yüksekdağ, iki yıllık hapislik sürecine dair şunları anlattı: “İki yıl boyunca bizler açısından hapislik yaşamı, dayandığımız değerleri daha büyüttüğümüz bir deneyim oldu. Bir kez daha büyük insanlık ve kadın özgürlük değerleri ve birikiminin dört duvar arasına hapsedilemeyeceğini bilince çıkardık. Bin yıllardan bugüne kadar yasak eşikleri geçerek, eril düzenin kurduğu nice kafesi, karakolu yıkarak yaşama karışan kadınları F tipi hapishanesinin zapt edebilmesi de mümkün değil. Bizler de hapislik sürecini uğradığımız saldırılar, karşılaştığımız sistematik zulmü ve mahrumiyet boyutundan çok kolektif direniş boyutuyla algıladık. Burada direnmenin ve özgür olmanın sayısız biçimi var. Karşılıklı birbirimizi geliştirmeye çalışarak, üretkenliği teşvik ederek, politikanın, kültürün, ideolojinin, felsefenin, tarihin, bilimin kapsam ve derinliği üzerine dışarıdan çok daha fazla yoğunlaşmak, verimli ve sistematik tartışmalardan güç alarak, yazarak, saz çalıp türkü söyleyerek, acılarda da sevinçlerde de gittikçe daha da çok ortaklaşarak bizi tecrit etmek için kurulmuş mekaniği komünal anlayış ve pratiğin dinamiğiyle aşıyoruz.”

Türk yargısının tragedyasını izliyoruz

Seçilmiş tutsakların yargılama süreçlerini değerlendiren Figen Yüksekdağ, hukuki boyutunda söz etmenin mümkün olmadığını, sürecin saraya bağlı masalarda belirlendiğini söyledi. Yüksekdağ, şöyle dedi: “Baştan itibaren olmayan hukuktan ve hukukun nasıl yok edildiğinden söz ediyoruz. İki yıl önce de bir siyasi saldırı konsepti ve algı operasyonu sonucu tutuklandık, bugün de davalarımız aynı konsept ve operasyonla sürdürülüyor. Bu da yetmediği zamanlarda yasama-yürütme- yargı otoritesini tek elde toplayan saraydan, davalarımız hakkında talimatlar yağdırılıyor. Yargının siyasi iktidar tarafından yönetildiği bizim açımızdan sayısız örneklerle sabitti zaten; ama en son sansasyonel Brunson davasıyla uluslararası düzeyde de bu gerçek tescil edildi. Türkiye’de insanlar yargılanmıyor, rehin alınıyor. Ya da yine yargılanmadan siyasi erk tarafından peşinen ceza veriliyor. Mesela bugüne kadar mahkemelerin ceza verdiği arkadaşlarımızın davalarında bir tek kaç yıl ceza verileceği iktidar sözcüleri tarafından ilan edilmedi. Gerçi bunun da saraya bağlı çalışan masalarda belirlendiğini biliyoruz.
Yargılanan değil yargılayanız
Durum ve gerçek böyle olunca geriye işin mizanseni, tiyatrosu kalıyor. Duruşmalara gittiğimizde Türkiye yargısının tragedyasını izliyor duygusuna kapılıyoruz. Bu nedenle bütün seçilmişler mahkemede yargılanan değil yargılayandır aslında.”
Davalarının usule de esasa da uygun olmadığından, yargılayanların buna uydurmak için durumu epey zorladıklarını ifade eden Yüksekdağ, saraydakilerin acelesi olduğu için de davaların hızla sonuçlandırılmasını istediklerini ifade etti.   
Mevcut yapıdan bir şey beklemediklerini ve yargılama süreçlerinde de siyasi görevlerini yerine getirdiklerini kaydeden Yüksekdağ, Türkiye’nin böyle bir çürümeyi uzun süre kaldırmasının mümkün olmadığını söyledi.

Yorumlar