
İdeolojik planda finans çağının gündeme getirdiği temel
konu ve sorunların başında uygarlıklar savaşı, radikalizm, terörizm,
devletin yeniden inşası, globalizm, dinin yükseltilmesi gibi değerler
gelmektedir.
Uygarlıklar savaşı tezi iki bakımdan önemlidir. Sistemin
hegemon gücünün mensup olduğu uygarlığı dayatması beklenebilir.
Sanıldığı gibi ve bazı çevrelerin yansıttığı türde beyaz, Anglo-Sakson
Hıristiyan uygarlığı söz konusu değildir. Reel sosyalizmle yaratılmak
istenen sosyalist uygarlığın kapitalist moderniteyi aşamaması nedeniyle
sistemle yeniden buluşması, var gibi gelen bir uygarlık krizinin
aşılmasını mümkün kıldı. İki blok arasındaki çatışmanın iki uygarlık
arasında değil, iki hegemonik güç arasında olduğu, SSCB’nin çözülmesi ve Çin’in kapitalistleşmesiyle açığa çıkmıştı.
Fakat İslam dünyası denilen alan çok eski bir uygarlık
alanı olmasının yanısıra, İslamiyet’in bir nevi bölgesel milliyetçi
konumu, ayrıca İsrail ile çelişkiler uygarlıklar sorununu
gündemleştirdi. Ortadoğu her üç kapitalizm çağında da sistemle bir türlü
bütünleşmiyordu. Ulus-devlet de çözüm getirmek şurada kalsın, sorunu
daha da kilitliyordu.
Dinsel milliyetçiliğin hem Suudi Arabistan, hem
Şii İran kanadında yükseltilmesi, şiddetin de olanca yoğunluğuyla
devrede olması, İsrail-Filistin sorununun kalıcı etkileri uygarlık
tartışmasını boyutlandırıyordu. Bu, sorunun uygarlığın kendi içindeki
boyutuydu. Diğer boyut bölge halklarının, mozaik toplumların
varlıklarını koruma, kültürel kimliklerini savunma, despotik ve
ulus-devlet karmaşası faşist devletten kurtulma arzusuydu. Bir anlamda
güçlü potansiyel taşıyan demokratik uygarlıkla klasik despotik uygarlık
arasındaki çatışmanın bölgesel yansımasıydı. Açık ki, bu anlamda petrol
ve su meselesinin de etkisiyle Ortadoğu’da ciddi bir uygarlıklar arası
sorundan bahsedebiliriz.
Radikalizm, finans çağının küreselciliğine karşı özünde
ulus-devletçi bir tepkidir. Dinsel ve ırkçı renkleriyle ulus-devletin
daha çok içe kapanmasını amaçlayan, ideolojik-politik çıkışlardır. Her
alanda örnekleri vardır. İslam, Hıristiyan, Hindu, Afrika animizmi gibi
dinsel olanlarla her ulus-devlet içindeki sağ milliyetçi-ırkçı unsurlar
diğer radikal kanadı teşkil eder. Bazen ikisinin çakıştığı sıkça görülen
örneklerdir. Küreselciliğe karşı yerelciliğin geri biçimini temsil
ederler.
Diğer yandan küreselciliğe karşı yerel demokratik, kültürel,
feminist akımlar ve yeni sol özellikle Dünya Sosyal Forumu gibi
platformlarda yetersiz de olsa bir araya gelerek demokratik uygarlık
için bir tartışma gücünü sergilemektedirler. Terörizm büyük ihtimalle
sistemin bir provokasyon hareketidir. Finans çağının iktidarına meşru
gerekçe yaratmak için, bilinçli başvurulan araçlar olduklarına dair
güçlü işaretler vardır. Örneğin El-Kaide halen sır özelliğini
korumaktadır. Finans çağının kendisi güçlü terörist özellikler taşır.
Paranın tahrip ettiği toplumsal ilişkiler başlı başına
büyük bir terörizm sorunudur. Hiçbir terör, toplumu en derin bağlarından
uzaklaştıran para hegemonyası kadar etkili olamaz. Sistemin tüm
ekonomik, toplumsal ve siyasal alanda varlığını inşa etmek ve sürdürmek
için yaptığı faaliyetlerin büyük bir kısmı, tarihte örneğine ender
rastlanan terör kapsamındadır. Büyük terörü provokatif unsurlarla
gizlemek istemektedir. İletişim çağı denilen olgu da ancak finans
terörünü örtülemek için gerekli olabilirdi. Belki de bu amaçla medya
terörü dediğimiz kavram anlam kazanabilir. Özcesi, sistemin kendisi
tarihte gelmiş, gelecek en büyük teröristtir.
Dinin yükseltilmesi yine perdeleme ve örtüleme bağlamında
anlam ifade edebilir. Sömürü tarzı, din gibi yüksek meşrulaştırma gücüne
ihtiyaç duyar. Söz konusu olan baskı altına alınan din kültürü
değildir; yeniden dinselleşme denilen olaydır. Toplum böylelikle
ekonomik rantiye, sürü toplum, uygarlık çatışmaları, terör ve dinsel
tutucu halkalarla kıskıvrak bağlanmaktadır.
Görünüşte kapitalizmin en güçlü çağı olan finans kapital
tüm özellikleriyle çöküşü ifade etmektedir. Sistemin sürdürülme
potansiyelini tükettiğini göstermektedir. Bir çağ ne kadar boşalırsa, o
kadar tutuculaşmak zorunluluğunu hisseder. Bu zorunluluk gücünün değil,
güçsüzlüğünün karşılığıdır. Üretim insanın, toplumun onsuz
yaşayamayacağı temel faaliyetidir. Finans çağı ise, bunun
sağlanamadığının itirafıdır. Üretimi gerçekleştiremeyen bir sistem işsiz
sistemdir. Olan da budur.
Çalışmayla, üretimle bu kadar çelişen bir
sistemin tek yaşama şansı terördür ki, çok lafı edilen, saptırılan ve
provokasyonla yürütülen de esas olarak budur.
Demokratik Uygarlık Manifestosu kitabından alınmıştır
Yorumlar
Yorum Gönder