Ferda ÇETİN
16 Haziran tarihli gazetelerden bir fotoğraf…
Samsun’un Vezirköprü ilçesinde, seçim çalışması yürüten
AKP milletvekili adayı Yusuf Ziya Yılmaz konuşurken, mikrofonunu Yunus
Emre Altıner isimli ilçe kaymakamı tutuyor.
Yargıcından valisine, generalinden kaymakamına, Türkiye’de
kamu görevlilerinin AKP personeli haline getirilişi istisnai ve yeni
bir durum değil. Üstelik sadece bürokratlar ve memurlar değil, kamu
kurumları da AKP’nin il ve ilçe teşkilatı haline getirildi.
Mühürsüz oyları geçerli sayan, seçim sandıklarını
birleştirme kararı alan YSK; AKP lideri Tayyip Erdoğan ile birlikte
Rize’ye çay toplamaya giden Danıştay, Yargıtay başkan ve üyeleri.
Tayyip Erdoğan’ın verdiği akşam yemeğine katılmakla
kalmayıp, onun siyasi rakipleri aleyhine yaptığı konuşmayı, ağzı
kulaklarında ve mutluluk içinde alkışlayan 2. Ordu komutanı bir general.
HDP Amed mitingi, Suruç ve Ankara Garı’ndaki patlamalarda
DAİŞ çetelerini izleme gereği duymayan, ama Muharrem İnce’nin
mitinglerini izleyerek, katılanların sayısını ve hangi partilere mensup
olduklarını Tayyip Erdoğan’a rapor eden MİT.
Bu tablo, 16 yıllık AKP iktidarının devlet-toplum
ilişkilerinde nereye geldiğinin; toplumsal desteği her geçen gün yitiren
iktidarın, bu “boşluğu” devlet gücüyle doldurma ihtiyacının sonucudur.
Dünyanın hiçbir ülkesinde bürokratlar ve kamu görevlileri
ile iktidar ilişkileri, bugünkü Türkiye’dekine benzer bir laçkalık
örneği yaşamamıştır. AKP iktidarı bu çürümüşlüğü ve laçkalığı bir yandan
kanun değişiklikleri ve kanun hükmünde kararnamelerle, diğer yandan
buna uygun “siyasi aktörler” devşirerek gerçekleştiriyor.
Cezaevinde uzun süre kalan siyasi tutsaklar ‘itirafçı
psikolojisi’ diye bir tanımlama yaparlar. Kendisi geçmişinden, geçmişte
yaptıklarından, muhalifliğinden ve devrimcilikten vazgeçerek itirafçı
konuma düşürülenler, direniş ve mücadele sürdüğü sürece hep ezik ve
çaresizdirler. Onlar için tek umut ve tek çare, günün birinde herkesin
itirafçı pozisyonuna düşürülmesidir. Bu amaç için itirafçı işkenceciden,
gardiyandan, hapishane müdüründen daha çok arzulu ve ‘çalışkan’dır.
Bugün AKP’ye yöneticilik, bakanlık yapan; Erdoğan’dan daha
Erdoğancı olan devşirme yalaka takımı, cezaevindeki itirafçılara çok
benziyor.
Sorun, AKP milletvekili adayına mikrofon tutan Vezirköprü
kaymakamını çoktan aşmış; yalakalık, döneklik, şahsiyetsizlik ve
dalkavukluk liyakat yerine geçmiş; unvan ve makam takdim edilerek
giderilmeye çalışılan, olağan ve normal bir hal almıştır.
Bir zamanlar AKP’ye ve Erdoğan’a karşı meydanlarda, “bu
hırsızların düzenbazların düzenini yıkacağız” diye bağıran bugünün
içişleri bakanı, eski Demokrat Parti lideri Süleyman Soylu.
AKP ve Erdoğan’ı, “ABD ve Batı’nın Türkiye’nin başına bela
ettiği bir proje” olarak tanımlayan, bugünün kültür bakanı, eski HAS
Parti lideri Numan Kurtulmuş.
Uzunca bir süre Erdoğan’ı vatan ve millet düşmanı ilan
ettikten sonra, önce onun başdanışmanlığını, sonra da ittifak teklifini
seve seve kabul eden Büyük Birlik Partisi lideri Mustafa Destici.
Televizyonlarda ve miting alanlarda Tayyip Erdoğan’a,
“memleket bunun gibi alçak ve yalancılar görmedi” dedikten sonra, onun
en hararetli ve sadık ortağı haline gelen MHP lideri Devlet Bahçeli.
Dikkat edilirse bir zamanların azılı Erdoğan düşmanı olup
da, bugün onun en ateşli savunucuları olanların tamamı siyasi parti
lideriymiş.
Bir de 2007 yılında, ulusal birlik ve ulusal uyanış
için(!) yapılan ‘Cumhuriyet Mitingleri’nde kürsüye çıkarak ateşli
konuşmalar yapan; AKP ve Erdoğan’ı, Atatürk ve cumhuriyet düşmanlığı ile
suçlayan İlhan Yaşar Ertuğrul isimli ‘profesör’ler var.
O günün Erdoğan düşmanı, bugün televizyonlara çıkarak,
Türk lirasının dolar karşısında değer kaybetmesini, ‘dış güçlerin ve
faiz lobisinin oyunu’ diye tanımlayan, Türk ekonomisinin en güçlü
dönemini yaşadığını anlatan Yeni Yüz Yıl Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.
Yaşar Hacısalihoğlu.
Aynı kişi ama iki farklı isim…
‘Prof’ ünvanlı üniversite rektörü bu yalaka-dönek,
diğerlerinden farklı olarak kendince bir kurnazlık yolu bulmuş:
Fikirleriyle birlikte ismini de değiştirmiş.
Erdoğan karşıtlığı yaptığı dönemdeki İlhan Yaşar Ertuğrul
ismini, Erdoğan yandaşı olduktan sonra Yaşar Hacısalihoğlu olarak
değiştirmiş.
Bu keskin manevrayı başarıyla(!) tamamlamanın karşılığında
üniversite rektörlüğü ünvanını kapmış. Bu yalakanın rektörü olduğu
üniversitede bilim, eğitim, özgür düşünce ve gelişime söz konusu
olabilir mi?
Tayyip Erdoğan rejimini işte bu Yaşar Hacısalihoğlu gibi
rektörler ve Süleyman Soylu gibi ilkesiz, kişiliksiz itirafçı ve
yardakçı takımı ayakta tutuyor. Tiran yardakçısı bu tipleri, Etienne de
La Boetie çok önceden anlatmış;
“Tiranı koruyanlar atlı insan bölükleri, yaya insan
sürüleri ya da silahlar değildir. İlk bakışta inanmak istenmez, fakat
gerçektir: Tirana destek olan ve tüm ülkeyi kulluk altında tutan hep
dört veya beş kişidir. Her zaman için beş ya da altı kişi tiranın gözüne
girmiş, gerek kendilerinden gelen istekle, gerek tiranın çağırmasıyla
ona yaklaşmış ve böylece gaddarlıklarının, eğlencelerinin yoldaşı,
zevklerinin pezevengi ve yağmaladıklarının ortağı olmuşlardır.”
24 Haziran seçimleri tiranın alaşağı edilmesi kadar, 16
yıl boyunca onun etrafında toplanan alkışçı yardakçılardan kurtulma ve
rant adacıklarını yıkma imkanı da yaratıyor.
Yorumlar
Yorum Gönder