İslam’da seçme hakkı ve görevi



Hafız Ahmet TURHALLI

Bütün Arap aleminin parlamento girişlerinde “İş hakkında onlarla müşâvere et!”, “Onlar işlerini aralarında müşâvere ile yürütürler“ levhaları asılıdır. Ve bunlar İlahi Kelam, Kuran’ın ayetleridir.
Bu ayetlerin lafzından ve ruhundan anlaşıldığı üzere İslam’da seçme ve seçilme bir yönetim biçimi, bir hak ve görev olarak belirlenmiştir.

Kuran, toplumun rızası ve ehil insanların yönetime seçilmesini emreder. Tek kişilik, zorba ve dikta yönetimlerini ret eder. Yöneticilerin toplumda geniş çevrelerini onayını almış, danışan, hakça paylaşan, ehil insanlar seçilmesini salık verir.
Çok açık ve net ifadelerle belirtmek gerekiyor. Krallık ve sultanlık bu ilahi ayetlere karşıt bir yönetim biçimidir.

Peygamber efendimiz S.a.v. 1400 yıl önce kendi uygulaması ile tek kişilik yönetimi ortadan kaldırmıştır. Meclislere danışmış, görev ve sorumluluklarını sahabe arkadaşları ile paylaşmış, hak adalet, nısfet ve adalet temelinde bir nizam oluşturmuştur. Ne yazık ki onun vefatından sonra Sultanlık ve Halifelik olarak mutlak monarşi ile 1400 yıl İslam aleminin iradesini gasp ederek yönetmiştir
Ne yazık ki bu irade gaspını sonsuza dek ellerinde tutmak için de dini kullanmışlardır.
Niçin din?
İnsanlık tarihinde din, iradeyi iğfal etmek için sınırsızca kullanılmıştır da ondan. Sözünü ettiğimiz din, Tevhit dini değil, „şirk din“leridir. Kendini ilah olarak tanıtan Nemrud’un, Firavun’un dinidir.
İslam tarihinde Muaviye ile kurumsallaşan iktidar, İslam aleminde yaşanan bugünkü sorunların da kaynağıdır. Zira din, bu insanlar için saltanatlarının devamını sağlayan bir araç, hırsızlıklarını saklayan büyük bir örtü, ahlaksızlıklarını görünmez kılan koyu bir karanlıktır.

Din ve ahlak adına iktidara gelen ancak iktidar olduktan sonra ahlaksızlıkta ve vahşette sınır tanımayan din tüccarı AKP’nin 16 yıllık icraatına bakalım. Bazı istatistikler:
– Bedenlerini satan kadın sayısı 100 binden 300 bine çıkmıştır.
– Uyuşturucu illetinden kurtulmak için AMATEM’e başvuranların sayısı, 2004 yılından bu yana yüzde 781 artmıştır.
– Bonzai, liselerden ortaokul ve ilkokullara kadar girmiştir.
Alkol kullanımı artmıştır. (Rakı fabrikası sayısını 2’den 18’e çıkardık. Binali Yıldırım)


 


Kısacası İslam adına iktidar olduğunu söyleyen Recep Tayyip ve AKP ekibi döneminde fuhuş yüzde 200, uyuşturucu bağımlılığı yüzde 790, çocuk istismarı yüzde 434, cinayetler yüzde 261, boşanma ve aile dağılımı yüzde 37 oranında artmıştır.
Türkiye’de ekonomik ve sosyal sorunların tetiklediği sosyal bozulmalar nedeniyle suç oranlarında da büyük bir artış gözlemlenmiştir.

Mesela bir ailede borcun gelire oranı 2002 Aralık’ında yüzde 4.7 iken 2015 Aralık’ında bu oran yüzde 55.2’ye ulaşmıştır. Aynı dönemde sabit gelirli insanların banka borcu 6.6 milyar TL’den 381.9 milyar TL’ye çıkmıştır ve aynı dönemde ekmeğin fiyatı 1.03 TL’den 3.59 TL’ye yükselmiştir.  Çocuk hükümlü sayısı, son 5 yılda 5 kat artmıştır. Sadece geçen yıl Türkiye’de bin 377’si erkek, 9 bin 718’i kız çocuğu olmak üzere toplam 11 bin 95 çocuk cinsel istismara maruz kalmıştır
Türkiye iş kazalarında, yıkımda, ormanlık arazilerin talanında, rüşvet ve yolsuzlukta dünyanın ilkleri arasına girmiştir.

Şimdi bunun neresi Müslüman iktidar, neresi Müslüman hükümet, neresi Müslümanlık?
Kuran barış ve adalet için, hak ve hukuk için, ahlak ve paylaşım için, istişare ve merhamet için, inanç ve insani haklar için mücadeleyi esas alır. Ancak bu zalim iktidarda, adalet yok, ahlak yok, hak hukuk yok, merhamet ve istişare yok.
Ne kadar çok insan katlettikleri ile övünen bir iktidarla karşı karşıyayız. Katil üzerinde övünmek, öldürdüğü 4500 insanı az bularak „İnşallah yarın 5 bini buluruz“ diye söylevler veriliyor. Bundan daha büyük günah, daha büyük suç, daha büyük ahlaksızlık olabilir mi?
Öldürdükleri kim?

Kendi evinde tarlasında çalışan zavallı Müslüman Kürt köylüleridir. Bu zulümdür, bu vahşettir. Emin olunuz ki Rabbimiz bu zalim müşrikler için cehennemin en dibinde yerler ayırmıştır.
Şimdi fırsat elimizde, dinimizi alet ederek bu cerimeleri yapanları başımızdan kovabiliri, sandıklara gömebiliriz. Ki bundan sonra hiç kimse İslam dinini bir araç olarak cüretini gösteremesin.
Ramazan Bayramını ülkemizde savaş, talan, işgal, yıkım ve hırsızlık dışında hiçbir marifetleri olmayan bu zalimleri bertaraf ederek karşılamalıyız. Bunun için sandıklara gidip oy vermeyi farz-ı vacip olarak görmeliyiz. Bu hem insani hem de İslami sorumluluğumuz, vazifemizdir.

Yorumlar