ASLIHAN ERASLAN
1976 Dîlok doğumlu Perihan Eraslan (Dîlan), 18 Haziran 1997’de Cûdî’de şehit düştü.
Ihlamur ağaçlarının sıra sıra dizili olduğu yolun kenarına
oturup derin derin içime çekiyorum kokusunu. Geldiğim yerde ıhlamur
ağaçları yoktu, bilmezdim nasıl bu kadar güzel koktuğunu. Ama bu uzun
ince yol, esen rüzgar, bu koku seni bana getiriyor. Öylece orada durup
yolun sonuna bakıyorken salıyorum içimdeki çocuğu, çocukluğumu…
Hava soğuk. Bir sonbahar sabahı. Rüzgar nasıl da sert
esiyor. Birlikte nasıl da koşuyoruz, çılgınlar gibi. Üzerimizde, şu
İskoçyalılar’ın pileli etekleri gibi annemin kendi elleriyle diktiği
kareli kumaştan etekler var. Annem, ikizmişiz gibi hep aynı şeyleri
alırdı ikimize.
Bana dönüp, “Hadi daha hızlı, daha hızlı” dedin. O
bembeyaz, berrak yüzün al al olmuştu. Tepeyi aşıp Cin Deresi’nin
düzlüğüne vardık. Adı gibi; in cin top oynuyor adeta. İki evi yan yana
bulmak ne mümkün!
Uzaktan davul sesi geliyordu, kalabalık göründü. Sen
ellerimi sıkıca tuttun, parmaklarım acıdı. Ben küçüğüm diye mi yoksa
ablalık içgüdüsünden midir, bilemedim.
Sıcak
ne kelime! Çok sıcak bir Ağustos günü. Toprağa su damlasa, buhar
oluyor. Bir hafta kadar oldu, yolunu gözlüyorum. Sensiz geçmiyor yaz.
Küçük evimizin yan tarafındaki iğde ağacının gölgesine sığınıyorum.
Nadir de olsa esen rüzgarla hışırdayan yapraklardan iğde kokusu
yayılıyor, heyecanım artıyor. Nihayet tepede görünüyor babamın kırmızı
minibüsü. Dayanamayıp koşuyorum. En yüksek kayaya çıkıp minibüsün içinde
sen de var mısın diye bakıyorum. Yolun sonuna doğru direksiyonu kırıyor
babam, Evet! İşte sen de oradasın. Beyaz gömleğinin üstüne askılı pembe
bir elbise giymişsin. İki örüklü saçlarını belinden aşağıya
bırakmışsın. O bembeyaz berrak yüzünde, al al olmuş yanakların.
Minibüsten inince birbirimize koşarak sarıldık. Sen ellerimi sıkıca
tuttun, parmaklarım acıdı. Ben küçüğüm diye mi yoksa ablalık
içgüdüsünden mi, bilemedim.
Bahardı, Newroz yaklaşmıştı. Günlerce prova yaptın,
hazırlandın. İlk defa Newroz kutlamasına izin verilmişti, 90’ların
başıydı ve sen sahne alacaktın. Çok heyecanlıydın. “Dinle bak; nasıl
söylüyorum“ diyordun. “Newroz e, Newroz e gulek bide min yar/Cejna te
pîroz e!“
Seni o geleneksel Kürt kıyafetleri içinde, al al olmuş
yanakların ve omuzlarından beline dökülmüş saçlarınla Kürtçe şarkı
söylerken görünce gurur duydum. Sahnen bitince yanıma geldin, çok
mutluydun. Sarıldın, ellerimi sıkıca tuttun, parmaklarım acıdı. Ben
küçüğüm diye mi, yoksa ablalık içgüdüsünden mi bilemedim.
Cumayı
cumartesi gününe bağlayan bir akşamdı. Hiç unutmuyorum; okuldan eve
geldiğimde seni çok heyecanlı ve mutlu gördüm. Adın polis kayıtlarında
geçiyordu oysa. “Gel, sana bir şey söyleyeceğim“ dedin ve devam ettin:
“Ben yokum bir kaç zaman, ortalık yatışana kadar köye gideceğim. Beni
arıyorlar.“ Ellerimi sıkıca tuttun, parmaklarım acıdı. Ben küçüğüm diye
mi yoksa ablalık içgüdüsünden mi, bilemedim.
Yüzünde başka bir mutluluk vardı. O gece, akşam
yemeğinde hepimizin yüzüne neden o kadar dikkatlice baktığını ertesi
sabah dönmeyince anladım. O gün bugündür, yüzün bende hep o akşam
gülümsediğin haliyle kaldı.
Aradan 24 yıl geçti, bende ise 24 gün misali. Hala öyle
canlı, hala öyle heyecanlı. Anılarımız dün gibi çocuksu ve taptaze.
“Işık ancak karanlığın varlığı ile anlam kazanabilir ve hakikat
yanılgıyı şart koşar“ diyor bir yazar. Sen ışığımızsın! Senin güçlü
duruşun, bütün yanılgıları alt üst ederek hakikate ulaştı. İhanet
halkası seninle kırıldı. Onurlu yaşam anlam buldu. Hakikat, sen ellerimi
sıkıca tutmayı bıraktığın gün, parmaklarımın acısını kalbimde
hissettiğim anda değişti.
Geçen zaman, acıya tütün basmayı öğretti.
Yanılgılardan geçerek öğrendik en çok sevip değer verdiklerimizin nasıl
birer haine dönüştüğünü ve zor günlerde nasıl da ihanet zincirini
boyunlarında taşıdıklarını gördük. Oysa senin duruşun, direnişin asla
yanıltmayacak. İnsanlık onuru adına, hakikate ulaşıp ışık tutacak
yarınlara. Gerisi karanlıkta boğulacak.
Ve umut, yeşeren bu taze bahar dalı gibi her zaman
yeşermeye devam edecek. Kokunu getirecek bana taa uzaklardan. Bütün
cesur Kürt kızlarında hep bir parça seni göreceğim. Ve sen o ışıl ışıl
gözlerle gülümseyeceksin.
Gözlerinde bir sevmek
Gülüşünde bir yaşamak
Gidişinde bir özgürlük
Duruşunda ise Kürt halkının onuru saklı.
Seni düştüğün yerde sevgiyle, özlemle kucaklıyorum, seninle toprağa düşen diğer 3 yoldaşınla birlikte…
Yorumlar
Yorum Gönder