Üç yılda yeniden Türkleştirme

Üç yılda yeniden Türkleştirme


Devlet zorbalığıyla belediyeleri gaspın resmi kılıfı olan kayyumlar, sömürgecinin süper memurları olarak Kürtlüğe dair her şeyi silmeye başladı. AKP, halkın iradesini gasp etmekle kalmayıp ‘iyi bir şey yapıyormuş’ propagandası üzerinden oy da bekliyor
Erdoğan’ın “Diyarbakır’ı, Van’ı ve Mardin’i istiyorum” hedefi, zorbalıkla hayata geçirildi. AKP, seçimlerle alamadığı belediyelere 11 Eylül 2015’ten itibaren kayyumlar atadı.
DBP’li belediyelerin 94’üne kayyum atandı. Eşbaşkanlarının yüzde 90’ı gözaltına alındı. 58 eşbaşkan rehin tutuluyor. Kayyumlar, yeniden Türkleştirmenin aparatları oldu.
Siyasi parti eşbaşkanları, milletvekilleri, belediye eşbaşkanları, on binlerce siyasetçi ve partilinin derdest edilerek esir tutulduğu güncel tablonun verileri, korkunç bir ‘yok etme planı’nın devrede olduğunu gösteriyor
AKP hükümeti, 14 Nisan 2009’da Kürtlere karşı amansız bir siyasi soykırım saldırısı başlattı, üç yıllık bir zaman dilimi içerisinde yaklaşık 10 bin Kürt siyasetçiyi rehin aldı. Belediye başkanlarından Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) il-ilçe eş başkanlarına, gazetecilerden sivil toplum kurum yöneticilerine kadar Kürtlerin tüm sosyal ve siyasal temsilcilerinin toplumla bağları kesilerek, hem siyaset hem de sosyal hizmet üretmekten alıkonuldular. Kürt siyasetinin alan faaliyetlerini tasfiye etme amaçlı başlatılan bu siyasi soykırım, Kürtleri siyaseten zor bir sürece muhatap bırakmış olsa da sindiremedi ve ilerleyen dönemlerde daha direngen bir ruhun yansıması olan bir dizi atılımlara itti.
Bugün yaşananlar da 2009’daki süreçle benzerlikler taşıyor. Fakat çapı ve kapsamı itibariyle nicelik ve nitelik açıdan daha vahim bir tabloya sahip olduğu açıktır. Siyasi parti eşbaşkanları, milletvekilleri, belediye eşbaşkanları, on binlerce siyasetçi ve partilinin derdest edilerek hapishanelerde esir tutulduğu bu güncel tablonun verileri korkunç bir ‘yok etme planı’nın devrede olduğunu gözler önüne seriyor.
Siyasi soykırım saldırıları
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) dönük Haziran 2015’ten itibaren hız kazanan siyasi soykırım saldırıları, aynı yılın sonlarına doğru gittikçe yoğunlaştı. Özellikle öz yönetim mücadeleleri verilirken askeri saldırıların ayyukta olduğu aylarda, buna paralel olarak siyasi alana da baskılar yapılmakta ve günde neredeyse en az 50 kişi tutuklanmaktaydı. Bir yandan askeri, diğer yandan siyasi soykırım saldırılarıyla Kürt halkı yok edilmek istenmekteydi. Kürt şehirlerinde devam eden ablukalar, geçtiğimiz yılların askeri saldırılarının artçıları niteliğinde değerlendirilirse devam etmekte olan siyasi soykırım saldırılarının boyutları da anlaşılır. ‘Diyalog süreci’nde azar azar topladıkları Kürt siyasetçilerini, sürecin bozulup yerini çatışmalı ortama bırakmasıyla toplu gözaltılar ve tutuklamalar gündeme geldi. Üstelik 15 Temmuz’daki devlet içi çatışma sonrası ilan edilen OHAL ile birlikte söz konusu bu gözaltı ve tutuklamalar, asgari hukuk normlarının dahi dışına çıkarak önceki hukuksuzluklara rahmet okuttu.
İrade ve mücadele geleneği
Kürdistan’da 90’lı yıllardan beri Kürt halkının hak ve özgürlük talepleri çerçevesinde siyasi mücadele veren ve kapatılan DEP, HEP, ÖZDEP, HADEP, DEHAP ve DTP gibi partilerin geleneğini sürdüren Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), şu anda Kürdistan ve Türkiye’nin 42 ilinde ilçeleriyle beraber örgütlü durumda. DEHAP, 1999’daki yerel seçimlerde 37 belediyeyi kazanmıştı. Aynı gelenek, 2004’teki seçimlerde 56, 2009 seçimlerinde ise 99 belediyeyi kazandı. Son olarak 30 Mart 2014 yılındaki yerel seçimlerinde de 102 belediyeyi aldı. DBP geleneği, her yerel seçimlerde belediye sayılarını giderek katladı. DBP, 2004 yerel seçimlerinde 762, 2009 seçimlerin bin 808, 2014 seçimlerinde ise bin 300 belediye encümeni kazandı.
Yerel yönetimlerde belli bir düzey kazanan DBP, 2016’daki Demokratik Özyönetim Direnişleri ile yeni bir sürece girdi. DBP’yi kriminalize eden AKP hükümeti, söz konusu bu direnişlerin planlayıcısı ve örgütleyicisi olarak lanse ederek belediyelerine teker teker kayyumlar atamaya başladı.
Müfettişlerin itirafları
AKP, belediyelere kayyumlar atamadan önce genellikle merkez vali veya kaymakamlardan oluşan 10-15 kişilik müfettiş heyetleri gönderdi. DBP’nin elinde bulunan tüm belediyelere kayyum atamak için bir açık bulmak adına gelen bu heyetler, yaptıkları araştırmalarda toplum etiğine ters, yolsuzluk vb hiçbir bulguya rastlamadı. Bunun üzerine tekrar tekrar belediyelere gönderilen bu heyetler, belediye binalarında adeta kamp kurdu. Kayyum atamaya gerekçe oluşturacak bir bulgu ile Ankara’ya dönmeleri gerekiyordu. Fakat herhangi yüz kızartıcı bir gerekçe bulamadılar.
Yerel yönetimlere saldırılar
Özyönetim ilanlarında, Kürt halkının yanında belediye yetkilileri de destek amaçlı durdu. Sûr, Cizîr, Nisêbîn, Farqîn gibi ilçe belediyeleri özyönetim açıklamaları yapılırken halkın yanında durarak onları destekledi, akabinde bu belediyelerin eşbaşkanları görevlerinden alınıp tutuklandı. Bir süre tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılanlar da oldu, hâlâ tutuklu olanlar da var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hiçbir zaman dilinden düşürmediği “Diyarbakır’ı, Van’ı ve Mardin’i istiyorum” söylemi ilerleyen dönemde zor kullanılan yöntemlerle pratiğe geçecekti.
Eş zamanlı kayyumlar
AKP’nin Kürt halkına yönelik baskılarının yerel yönetimler üzerinden devam ettiği bir süreç yaşandı. Özellikle de DBP’li belediyeleri türlü gerekçelerle işgal etme politikaları gün geçtikçe kapsam kazandı. AKP, seçimlerle alamadığı belediyelere kayyumlar atamaya başladı. Amed’in Sûr ve Farqîn, Mûş’un Bulanık ilçe belediyeleri ve Batman il belediyesi başta olmak üzere 28 belediyeye 11 Eylül 2015 günü eş zamanlı kayyumlar atandı. Bu belediyelerden 24’ü DBP’li belediyelerdi. Diğer dört belediye ‘Fethullahçılar’ ile ilişkilendirilmişti. Kayyum atanan 24 DBP’li belediyelerden Sûr, Cizîr, Nisêbîn, Farqîn, Eruh, Silopiya, Pirsûs, Dêrîk gibi ilçeler Demokratik Bölgeler Partisi’nin yüzdelik oranı olarak en fazla oy aldıkları yerlerdi.
Devam eden siyasi soykırım
Özellikle 31 Ekim 2016’da Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Fırat Anlı ve Gültan Kışanak’ın tutuklanıp hapishaneye gönderilmesi başta Amedliler olmak üzere tüm Kürt halkının ve demokratik çevrelerin tepkisini çekti. Kürtler bu tutuklamaları protesto ederken, siyasi soykırım saldırıları durmaksızın devam etti. Yine 24 Kasım’da kamuoyunda ‘barış çınarı’ ile tanınan Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden biri olan Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Türk’ün tutuklanarak hapsedilmesi ciddi bir öfkenin dışavurumunu sağladı. 74 yaşında ve kalp rahatsızlığının olmasına rağmen bu özgün durumunun göz önünde bulundurulmayarak tutuklanması, hem iç hem de dış kamuoyunda fazlasıyla gündemleştirilerek tepkilerin odağı haline geldi.
Kürt halkının siyasal ve toplumsal bağlamda tüm soluk alma borularını tıkatmaya dönük saldırıların özelde yerel yönetimlere indirgenen tablosu, faşizmin gerçek anlamına kavuştuğu bir manzaraya bürünmüş vaziyette.
Sömürgecinin ‘süper memurları’
Türk devleti 30 Ekim 2014’te Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) aldığı bir kararla ‘diyalog süreci’ni bitirmişti. Adına ‘Çöktürme Planı’ dedikleri ve Kürt halkına dönük tüm saldırı biçimlerini kapsayan uzun soluklu bir ‘yok etme’ politikasına girişildi. Bir elini ‘barış görüşmeleri’ için uzatan hükümet, diğer eliyle saldırılar organize etmekteydi. Bu saldırıların da ilk sırasına Demokratik Bölgeler Partisi’nin (DBP) belediyelerine kayyumların atanması alındı. Şu anda DBP’li belediyelerin 94’üne kayyum atanmış durumda. Geriye kalan 8 belediyenin ise (Amed’in Çınar, Bağlar, Hazro, Ergani ilçe belediyeleri, Batman-Girê Sira beldesi, Elazığ-Bukardi beldesi ve Adıyaman’ın iki beldesi) yetkileri valilik ve kaymakam gibi mülki amirliklere bağlandı. Belediye eşbaşkanlarının yüzde 90’ı gözaltına alındı. Hali hazırda da 56 kadın ve erkek belediye eşbaşkanı çeşitli hapishanelerde tutuluyor. Bunların dışında kalan tutuklanıp serbest bırakılan belediye eş başkanlarının ‘yargılanmaları’ hâlâ devam ediyor. Bu eşbaşkanlardan 20’ye yakını AKP’nin havuz medyasının aktardığı gibi ‘yardım ve yataklık’ gerekçeleri ile değil, ‘üyelik’ ve ‘propaganda’dan ‘ceza’ları onanmış durumda. Rehin tutulan tüm DBP’li belediye eşbaşkanları aynı gerekçelere muhatap kaldı.
Kürtçe düşmanlığı
Belediyelere kayyumlar atandıktan sonra Türk devletinin asimilasyon ve inkâr politikaları azami düzeye ulaştı. Kayyumlar ilk iş olarak belediyelerde asılı olan Kürtçe tabelaları indirdi. Bunun akabinde parkların, caddelerin, bulvarların Kürtçe isimlerini değiştirdiler. Roboskî anıtının, Tahir Elçi Parkı’nın, Ehmedê Xanî ve Uğur Kaymaz gibi isimlerin kaldırılması gibi. Tüm bunları kadın ve kültür merkezlerinin kapatılması izledi. Şu anda daha önce DBP’li belediyelerin bünyesinde olan kadın ve kültür merkezlerinin yerini dinci-ırkçı zihniyete uygun yapılar aldı. 3 bin belediye çalışanı ihraç edildi. Bunların yerine kendi kadrolarını getirdiler. Son olarak da 722 taşeron işçi KHK’li işten çıkarıldı.
Çalıntı projeler
Belediyelere atanan kayyumlar, nasıl bir belediyecilik anlayışı ile hareket edeceklerini bilmiyorlardı. Devlet otoritesinin kararlarına uygun hareket ettiler. Encümenleri saf dışı bırakarak tamamen kendi kararlarını geçirmeye başladılar. Belediyecilikten anlamadıkları için de DBP’li belediyelerin projelerini çalarak, yürürlüğe koydular.
Hukuki girişimler
DBP, kayyumlar, encümenlerin ihraçları ve tutuklu bulunan veya görevinden uzaklaştırılan eşbaşkanları ile ilgili bütünlüklü olarak hukuksal girişimlerde bulundu. OHAL ve KHK’lerden dolayı bu hukuksal başvurular geciktiriliyor. İç hukuk yolları tükenmediği için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gidilemiyor. AİHM’e gitme aşamasında olan dosyaların sayıları çok az. Süreç uzatıldığı için AİHM’e gidişler de uzuyor.
Kayyumlara halkın tepkisi
Kobanê saldırıları, 7 haziran seçimlerinde ortaya çıkan HDP’nin başarısını tanımama, Cizîr’deki bodrumlarda yaşanan saldırılar ve benzeri gelişmeler Kürt halkının tepkisine neden oldu. Tüm bunların üzerine OHAL’in ilanından sonra süregelen siyasi ve askeri saldırılar halktaki tepkiyi pekiştirdi. OHAL’e dayandırılarak çıkarılan KHK’lerle atanan kayyumlar, Kürt halkı tarafından keskin bir duruşla karşılandı. Amed Büyükşehir Belediyesi AKP Grup Sözcüsü dahi kayyuma karşı açıklama yaptı. Daha sonra bu sözcü görevden alındı. Kürt halkı, kayyum politikasını kendilerine yüz yıllardır dayatılan asimilasyon politikalarının bir metodu olarak değerlendirdi. Bu durum Kürtler nezdinde sadece bir kayyum atamasından ziyade, temelde işgal mantığının dışavurumu olarak ele alındı. Tüm bunların yanı sıra daha önce DBP’li belediyelerle kardeş belediye olan kimi Avrupa ülkelerinin belediyeleri, kayyumlarla çalışmak istemedi. Atanan kayyumları ‘gaspçı’ olarak nitelediler ve yaptıkları tüm anlaşmaları feshettiler.
Sömürge hukukunun bir ürünü olarak ortaya konan kayyum atamaları, Kürt halkının onlarca yıllık mücadelelerinin kazanımlarını gasp etme mantığıyla yapıldı. Kürt halkı, bu politikaları bir bütün olarak ele aldı ve kendilerine karşı yürütülen özel savaşın bir yöntemi olarak gördü.
AMED

Yorumlar