Cemal ŞERİK: Haki Karer ve İbrahim Kaypakkaya’nın anılarına bağlılık
Bugün 18 Mayıs. Türkiye ve Kürdistan toplumları
için tarihsel öneme sahip olan bir gün. İbrahim Kaypakkaya’nın 1973
yılında Diyarbakır işkencehanelerinde, Haki Karer’in 1977’de Antep’te
hain bir pusuda alçakça katledildikleri günün yıl dönümü.
İbrahim Kaypakkaya’nın şehadetinin üzerinden 45, Haki
Karer’in ise 41 yıl geçti. Fakat fikirleri, mücadeleleri ve anıları hala
o tazeliğini, canlılığını koruyor ve hala da bu yönleriyle, Kürdistan
ve Türkiye toplumlarına yol göstermeye devam ediyor.
İbrahim Kaypakkaya ve Haki Karer tüm yaşamlarını
halklarının özgürlüğü ve kurtuluşuna adamışlardır. Son nefeslerini
verdiklerinde de yoldaşlarına, halklarına bu yolda nasıl bir yürüyüşün
sahibi olunabileceğini göstermişlerdir.
Kürdistan ve Türkiye halklarının özgürlük ve kurtuluş
mücadelelerine, bilinçlerine bu yönleriyle kazınan İbrahim Kaypakkaya ve
Haki Karer’i anlamanın, yaşatmanın çok daha önemli hale geldiği bir
süreçten geçiyoruz. Denilebilir ki, içinde bulunduğumuz böylesi bir
süreçte, İbrahim Kaypakkaya ve Haki Karer, Türkiye ile Kürdistan’da
sömürgeci faşist diktatörlüğe karşı yürütülmekte olan mücadele de yol
gösteren birer meşale haline gelmişlerdir.
İbrahim Kaypakkaya ve Haki Karer; Mahir Çayan, Deniz
Gezmiş ve diğer devrimci önderlerle birlikte, Kürdistan ve Türkiye
halklarının tarihine büyük kahramanlıkların yaşandığı, bedellerin
ödendiği ve bu yönleriyle mücadele tarihine bir daha silinmemecesine
kazılan, kazanımların yazıldığı, ilk gününden son gününe kadar; sosyalizm, devrim ve özgürlük mücadelesinin büyük bir kabarış yaşadığı 1970’li yıllara damgasını vurmuşlardır.
Kuşkusuz 20. yüzyılın son çeyreğine girerken Kürdistan ve
Türkiye devrimlerinin yaşadığı gerçeklikle, 21. yüzyılın ilk çeyreğinin
yaşandığı günümüzün koşulları arasında birbirleriyle mukayese
edilmeyecek kadar farklılıklar vardır. Ama böyle de olsa, günümüzde
sömürgeci faşist saldırıların, bugüne kadar yaşanmış olanların katbekat
aşıldığı koşullarda 1970’li yıllarda yaşanmış olan yükselen bu devrim
mücadelesinden ve öncülerinin yaşamlarından, pratiklerinden çok güçlü
sonuçların çıkarılması gerekmektedir. Ki, bu yerine getirilmesi gereken
görev ve sorumluluklar bugünün Kürdistan ve Türkiye devriminin yaşadığı
sorunları aşmak ve devrimi zaferle taçlandırmak için de bir zorunluluk
haline gelmiş bulunmaktadır.
Mahir Çayan, daha sonra “Toplu Yazılar” adıyla yan yana
getirilen yazıları içerisinde, Kürt sorununu; Misak-i Milli sınırları
içerisine hapsetmeyen, fakat Misak-i Milli sınırları dışına çıkararak
açıklayan bir yaklaşımı kabul etmeyen bir görüşün sahibi olurken, Deniz
Gezmiş’te idam sehpalarında “Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının
Kardeşliği” diye dile getirdiği sözleri ile Kürt sorunu karşısındaki
tutumunu çok net bir şekilde ortaya koymuştur. İbrahim Kaypakkaya ise
“Kemalizmin” eleştirisi ile o zamanın sol hareketleri içerisinde
gerçekleştirdiği çıkışı, katılmış olduğu Fikirler Kulübünün İkinci
Kurultayı’ndan “kovulma” pahasına da olsa, savunduğu “Kürtlerin de bir
ulus olduğu” o nedenle de “kendi kaderlerini belirleme hakları vardır”
görüşüyle daha ileri bir safhaya taşımıştır.
Gerek Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş’in gerekse de İbrahim
Kaypakkaya’nın o günün koşulların da dile getirdikleri bu cesur görüşler
Türkiye devrim tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Kürtlerin adının
anılmadığı, Kürdün aslını saklamak zorunda bırakıldığı öylesi bir
süreçte bu devrimci önderlerin gerçekleştirmiş oldukları bu çıkış,
aslında o zamana kadar Kürt sorunu üzerine dökülen betonun dağıtılması
içinde gerekli olan düşünsel bir çıkışın gerçekleşmesinin koşullarını da
yaratmıştır. Önder Apo’da bu gerçekliği Kürdistan Devriminin Yolu’nu
belirleyip, bu doğrultuda daha ilk adımını atarken dile getirmiş ve bu
cesur devrimci önderlerin anılarını sahiplenerek, mücadele miraslarını
da devraldığını dile getirmiştir.
Kürt Halk Önderi Öcalan Kürdistan Devriminin Yolu’nu
belirlerken, yanında olan ilk arkadaşlarından biri de Haki Karer’dir.
Ankara’da tutuklu olarak bulunduğu sıkıyönetim cezaevinden çıktığı zaman
ilk gittiği adres iki Karadenizli öğrencinin; Haki Karer ve Kemal
Pir’in kaldığı ev olmuştur. Haki Karer’le Önder Apo arkadaşlığı böyle
başlamıştır. Aslında Önder Apo’nun iki Karadenizli öğrenci ile başlayan
bu arkadaşlığı Kürdistan ve Türkiye toplumlarının ilk defa gönüllü,
kendi iradeleri ile kardeşleşme, birlikte yaşama ve hareket etme yönünde
bir kararlaşma içerisine girmeleri anlamına gelmiştir. Zaten o günden
itibaren de “Türkiye halkının özgürlüğünü, Kürdistan halkının
özgürlüğünde görüyorum” diyen Haki Karer, herkesten daha önce
Kürdistan’a giderek örgütlenme çalışmalarına başlamış ve öncülük rolünü
oynamıştır. Onun içindir ki, kontrgerilla tarafından hedef haline
getirilerek 18 Mayıs 1977’de Antep’te katledilmiştir.
Aslında, Haki Karer’in katledilmesi sadece o zaman
ideolojik grup örgütlenmesi içerisinde olan Apocu Hareketin örgütlenme
çalışmalarının engellenmesini hedeflememiştir. Aynı zaman da Kürdistan
ve Türkiye toplumlarının kardeşleşmesini ve ortak mücadelelerini
engellemek için gerçekleştirilmiştir. Çünkü sömürgeci TC devletini
korkutan da Kürdistan ve Türkiye toplumlarının kardeşleşmesi temelinde
kendi özgür iradelerine dayalı olarak kuracakları demokratik, komünal ve
ortaklaşa bir yaşamın sahibi haline gelmeleriydi. Önder Apo ve Haki
Karer arkadaşlığında da bunu görmüşlerdi.
Ancak, Önder Apo’nun, Haki Karer’in katledilmesine verdiği
karşılık, sömürgeci TC devletinin beklediği gibi olmadı. Aksine
Mahirlerin, Denizlerin, İbrahimlerin anılarına olduğuna gibi bir
kararlaşma içerisine girmesine neden oldu ve onu daha örgütlü bir temel
de Kürdistan ve Türkiye toplumlarının kardeşleşme mücadelesinin sahibi
haline getirdi. Bugün Kürdistan ve Türkiye’de gelişen özgürlük ve
demokrasi mücadelesi de bunun bir sonucu olarak gerçekleşti.
İçerisinden geçmekte olduğumuz süreçte sömürgeci faşist TC
devletinin artan saldırılarının nedeni de, bu gerçeklik
oluşturmaktadır. TC devleti, Kürdistan ve Türkiye toplumlarının
kardeşleşmesinden ve birlikte oluşturacakları demokratik, komünal
düzenin kendi sonunu getireceğini görmektedir ve o nedenle de bundan
korkmaktadır. Türkiye toplumu içerisinde ırkçılığı, Kürt düşmanlığını
geliştirmesinin, tahrik etmesinin nedeni de yine bu gerçeklik
oluşturmaktadır. Eğer Türkiye toplumunu, Kürdistan toplumuna düşman
haline getirmeyi başarırsa, amacına ulaşacağını düşünmektedir. Onun için
de, her türlü yol ve yönteme başvurmaktan geri kalmamaktadır.
24 Haziran 2018 tarihinde gerçekleşeceği açıklanan
seçimleri de bu amaç doğrultusunda kullanmaktadır. Dikkat edilirse
seçimler normal süresinden bir buçuk yıl erkene alınmıştır. Kürdistan
halkı içerisinde bir avuç işbirlikçi hain dışında hiç bir bağları
kalmamış ve işgalci oldukları her yönüyle teşhir olmuştur. Askeri
anlamda başarısızlıkları, ekonomik-siyasal krizin giderek daha fazla
ağırlaşması ve toplumun artan tepkisi karşısında, oturdukları koltukta
daha fazla kalamayacaklarını görmüşlerdir. Seçimleri erkene almayı da,
iktidar koltuğundaki ömürlerini bir süre daha uzatmak için tek çare
olarak görmüşlerdir.
Sömürgeci TC devletinin oynamak istediği bu kirli oyunu
boşa çıkarmak Kürdistan ve Türkiye toplumlarının kendi elindedir. Bundan
yaklaşık yarım asır önce Kürdistan’da ve Türkiye’de bunun nasıl
başarılacağı, büyük bedeller ödeme pahasına da olsa ortaya konulmuştur.
Apocu hareketin ortaya çıkışıda bunun nasıl başarılacağının yolunu
göstermiştir. Böylesine anlamlı ve onurlu mücadele de İbrahim Kaypakkaya
ve Haki Karer; görüş, mücadele, yaşam ve şahadetleriyle Kürdistan ve
Türkiye devriminin öncüleri olarak tarih ve haklar nezdinde rollerini
oynamışlar, görev ve sorumluklarını yerine getirmişler ve hala da
getirmeye devam etmektedirler.
Bugün Kürdistan ve Türkiye Toplumlarının devrimlerinde bu
şekilde yer edinmiş olan; İbrahim Kaypakkaya ve Haki Karer’in
şahadetlerinin yeni bir yıl dönümünü de bu bilinçle karşılamış
bulunuyoruz. Bu Kürdistan ve Türkiye toplumlarının, yoldaşlarının
önlerine de yeni görev ve sorumluluklar koymaktadır. Bunların başında
da, Kürdistan ve Türkiye toplumlarının kendi irade ve gönüllüklerine
dayalı olarak sağlayacakları kardeşleşme ve sahibi haline gelecekleri
özgür, demokratik, komünal ortaklaşa bir yaşamın oluşturulması yönünde
atmış oldukları o adımları menziline ulaştırmak gelmektedir. Kuşkusuz bu
doğrultuda büyük adımlar atılmış ve mesafeler kat edilmiştir. Ancak bu
yetmemekte ve sömürgeci faşist TC devletinin şiddetli saldırılarıyla
karşılaşmaktadır. Bunların da boşa çıkarılması ve birer engel haline
gelmelerine müsade edilmemesi gerekmektedir. Bunun koşulları ve
imkanları da vardır.
24 Haziran 2018 seçimleri de bu temelde
değerlendirilmelidir. Sömürgeci faşist TC devletinin günümüzdeki adı
olan Erdoğan- Bahçeli faşizminin Türkiye toplumunu, Kürdistan toplumuna
düşman haline getirmeyi hedefleyen kirli oyunları boşa
çıkarılabilmelidir. Böylece İbrahim Kaypakkaya ve Haki Karer’in önünü
açtıkları halkların kardeşleşmesi yolunda daha güçlü adımların sahibi
haline gelinerek, onların anılarına olan bağlılığın gerekleri yerine
getirilmiş olacaktır.
Cemal ŞERİK
Yorumlar
Yorum Gönder