Veysi SARISÖZEN
Bilgisayar başına oturduğumda ekranıma yansıyan çok tuhaf bir haber aldım.
Cannes Film Festivaline “Fellini” tarafından çekilmiş bir
film katılmış. Demek ki adamcağızın ölmeden önce çektiği, bilinmeyen bir
film diye düşündüm. Ancak konu günceldi. Biraz şaşırdım.
Konusu “AKP’li erkekler”miş. Film onların Türkiye’de çokça
konuşulan muazzam “mücadelelerine” ve “erkek milletinin” şahane
hayatlarına dairmiş. Her ne kadar ismi açıkça geçmese de, filmin asıl,
baş kahramanı ve “esas oğlanı” Recep adında bir “erkekmiş”. Film
Cizre’de geçiyormuş ve “PKK terör örgütüne” karşı “erkek oğlu
erkeklerin” dillere destan kahramanlıklarını konu alıyormuş. Ama filmin
dayandığı teorik temel “Necip Fazıl Kısakürek” adında, dünyaca meşhur
bir kişinin görüşleriymiş ve “Recepçi Erkekizm” de zaten bu teorik
kaynaktan su içerek Türk sanat, edebiyat, kültür hayatında olduğu gibi
Avrupa ve dünya sinemacılığının da tarihinde büyük bir iz bırakmaya
adaymış.
Film Avrupalı seyircilerinin çok ilgisini çekmiş. Çünkü bu
seyirciler şimdiye kadar ne Türklerin ismini duymuş ne de “Recep adında
bir erkek oğlu erkeği” sokakta görmüş. Filmin adı “Satürn’ün oğlanları”
imiş.
Bu haberi okurken, “sakın bu bizim Recep Tayyip olmasın”
diye düşünmedim değil. İnsanın aklına nedense geliyor. “Recep’in ve
Recepçi erkek oğlu erkeklerin serüvenlerini” konu alan bir filmin Cannes
Film Festivaline katılmasına, emin olun çok şaşırdım. Cizre’yi ve
başına gelenleri elbette biliyordum. Ama “uygar Batı aleminin” böyle bir
canavarlığı ve bu canavarlığı yapan “erkekliği” konu alan bir filmi
Cannes Film Festivali’nde sergilemesini ve ödüllere aday göstermesini
“içselleştiremedim.”
Soruyorum; siz “Recepçi erkekizmi” konu alan bir film
yapılabileceğini ve Cizre’de savaşan “asker erkeklerin” yaşadığı
“acıklı, dramatik, trajik, permatik, dokunmatık” olayları anlatan bu
filmin Cannes Film Festivali’nde, bırakalım “erkek ve kadın oyuncular”la
ilgili bir ödüle layık görülme ihtimalini, bu ödüle “teneke megafonla”
“Dikkayt, dikkayt, Recep’in maceraları, 24 kısım tekmili birden, bu gece
Vatan-Millet-Adalet Sinemasında, başrollerde Recep ve Recebiye, kıç
rollerde İrecep ve İrecebiye”, heyecan, macera, aşk, cinayet, ekşın”
diye bağıran bir garibana verilebileceği ihtimalini bile düşünebilir
miydiniz?
Küresel güçlerin ne kadar “iki yüzlü” olduğunu düşünmeden
edemedim. Belli ki bunlar Türkiye’yi NATO’da tutabilmek, Türk kapitalist
pazarındaki menfaatlerini koruyabilmek için böylesi bir filmi kendi
halklarına pazarlamışlar diye bağırdım. Bir kere daha emperyalizme
binbir lanet okudum. Vallahi “Recep İvedik” filmini Cannes Film
Festivaline götürseydiler ciğerim böyle pare pare parelenmezdi.
Olamaz dedim. Böyle bir rezillik olamaz. Yeşilçam’ı kepaze ettiler.
Ben böyle tepinerek tepkimi dile getiriyordum ki, o ne? Kuto odama girmiş, köşede kıs kıs gülüyor.
“Kusura bakma Veysi abe, dedi, bilgisayarına bu haberi ben
yüklemişim, bu kadar etki altında kalacağımı düşünmedim. Sabahtan
akşama siyaset yazıyorsun, bir kere de sanat yazısı yazarsın diye
düşündüm.” Sonra bana bir gazete kupürü verdi. ANF’den alınmış haber
şöyleydi:
“Kürt kadınlarının DAİŞ’e karşı direnişini konu alan ve
71’nci Cannes Film Festivali’ne damga vuran „Güneş’in Kızları“ filminin
yönetmeni Eva Husson, Kürt kadınlarının mücadelesinin bütün dünya
kadınları için olduğunu belirtti.” Filmde Şengal direnişindeki
kadınların yaşamından ve direnişinden kesitler varmış. Filmin yapımcısı,
bu kadınların Apocu “feminizmden” etkilendiklerini belirtmiş. Yapımcı
Husson’un dedesi Franko rejimine karşı savaşmış. “Direniş kanımda var”
diyerek, neden Şengal’de direnen Güneşin Kızları’nı konu aldığını
böylece açıklamış.
Filmin estetik değeri hakkında hiçbir fikrim yok. Seyretme
imkanım olmadı. Recep’i izlemekten film izlemeye fırsat mı kalıyor?
“Seyretme imkanım olmadı” derken cehaletimi ve film dünyasından
habersizliğimi de göstermiş oldum. Belki film henüz vizyona bile
girmedi, belki girdi de benim haberim olmadı o nedenle seyredemedim.
Seyretseydim de “ayının bildiği üç masal varmış üçü de ahlat üsteneymiş”
özdeyişindeki gibi, bir punduna getirip, konuyu yine 24 Haziran
seçimleriyle bağlar, işin içinden çıkardım.
Yine öyle yapayım: Bu film de gösteriyor ki, Kürdistan
devrimi artık dünya halklarının politik yaşamında yankılanmakla
kalmıyor, ama Avrupa kültür dünyasını da etkiliyor. “Güneşin Kızları”
Kürdistan’ı evrensele taşıyor.
Cannes’da benim oyum, 24 Haziran’da vereceğim oy gibi Güneşin Kızlarına olacak.
Kuto kıkırdadı: “Veysi abeme katıliyem…”
Yorumlar
Yorum Gönder